Eğitim Rojhilat Aksoy: Mesele, bağımsız ve toplumsal içerikli bir filmi gösterme iradesi “Aurora’nın Doğuşu” filminin gösterimi nedeniyle TCK 301. madde kapsamında yargılanan dönemin Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği Başkan Yardımcısı, yargılananın yalnızca kendisi olmadığını, aynı zamanda bir sanat eseri olduğunu söyledi. Hakan Kaplan 6 Nisan 2026 Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, “Aurora’nın Doğuşu” ( Արշալույսի լուսաբացը , 2022, Yön.: Inna Sahakyan) isimli animasyon filminin gösterimi nedeniyle, dönemin Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği Başkan Yardımcısı Rojhilat Aksoy hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301. maddesi kapsamında dava açtı. Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde 17 Aralık 2024’te gösterilen filmdeki ifadeleri gerekçe gösteren savcılık, gösterim için dilekçe veren Aksoy’un “ Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama ” suçlarından cezalandırılmasını talep etti. Soruşturmanın ardından hazırlanan iddianamede, “1915 olaylarının soykırım olarak gösterildiği değerlendirildiği, o dönemlerde çıkan isyanların ‘özgürlük savaşçılarının haklı mücadelesi’ olarak nitelendirildiği, bölgede yaşayan Ermenilerin zorla isimlerinin ve dinlerinin değiştirildiği ve insanlık dışı muamelelere maruz bırakıldığı şeklinde gösterimlerinin olduğu” cümleleri yer alırken, filmdeki diyaloglar suçlamalara delil olarak gösterildi. İddianamede ayrıca, “olmayan bir olayın yaşanmış gibi anlatıldığı” ifadesi yer aldı. Hakkında dava açılan Rojhilat Aksoy’un ikinci duruşması 6 Nisan saat 10.15’te Diyarbakır 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Filmin üretiminde herhangi bir rolü bulunmayan, yalnızca gösterim başvurusunda imzası olduğu için yargılanan Rojhilat Aksoy ile yargılama sürecini, ifade özgürlüğünü ve sanatsal özgürlüğü konuştuk. IMG_PLACEHOLDER_0 Diyarbakır: Ermeni soykırımını konu alan animasyon filminin gösterim başvurusuna 301 davası 11 Mart 2026 “Antidemokratik bir uygulama” Uluslararası alanda gösterilmiş ve ödüller almış bir filmin Türkiye’de cezai soruşturmaya konu edilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir filmin uluslararası alanda gösterilmesi ya da ödül alıp almamasından ziyade, içeriği nedeniyle cezai soruşturmaya konu edildiğini görüyoruz. İçerik, çoğu zaman resmî tarih anlatısının ya da iktidarların kurmak istediği söylemin dışına çıktığında, yasalar devreye sokuluyor. Bu yasaların bu tür durumlarda devreye girmesi ise açık biçimde antidemokratik bir uygulama. Zaten film, sanat, felsefe, sosyal bilimler ve akademi ancak ifade özgürlüğünün var olduğu koşullarda anlamlı. İfade özgürlüğünün olmadığı bir ortamda bu alanlar kendi varlık nedenleri ile çelişir. Bu nedenle bir eserin cezalandırılması, aslında bağımsız ve toplumsal içerikli üretimlerin ve özgür düşüncenin istenmediğini gösterir. Hakkınızda açılan davada yalnızca gösterim başvurusunda imzanızın bulunması gerekçe gösteriliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir filmin içeriğinden, onu gösteren kurum ya da kişilerin sorumlu tutulması sizce ne anlama geliyor? İfade özgürlüğü ve demokrasi sorunları yaşayan ülkelerde, alternatif ve muhalif sinemanın en çok zorlandığı alan gösterim imkânları. Bu filmler yapım ve çekim süreçlerinde çeşitli zorluklarla karşılaşsa da, en kritik aşama olan gösterim sürecinde çok daha büyük engellerle karşılaşıyorlar. Gösterildikleri mekânlar baskı altına alınabiliyor. Piyasadaki “AVM sinemaları” bu tür filmlere çoğunlukla yer vermiyor. Geriye sınırlı sayıda alternatif mekân kalıyor. Son yaşanan örneklerde de görüldüğü gibi, mesele giderek bağımsız ve toplumsal içerikli bir filmi gösterme iradesine dönüşüyor. “Değişmesi gereken bir düzenleme” Daha önce benzer davalarda eser üreticileri hedef alınırken, bu dosyada bir organizatörün yargılanmasını nasıl yorumluyorsunuz? Festivaller; yönetmenler, sinemacılar ve sinemaseverler arasında bir köprü işlevi görür. Bu organizasyonları düzenleyenlerle sinemacılar arasında tarihsel olarak varo