Resul Emrah Şahan: İhtiyacımız olan şey; birbirimizi suçlamak değil, savunmak

Resul Emrah Şahan: İhtiyacımız olan şey; birbirimizi suçlamak değil, savunmak

Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’dan Açık Mektup

Kent uzlaşısı soruşturmaları kapsamında tutuklu bulunan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, uzun süredir tutuklu olmasına yönelik düşüncelerini içeren bir açık mektup yayımladı. 2024 yerel seçimlerinde seçilen Şahan, gözaltına alınmasını ve Şişli Belediyesine kayyım atanmasını eleştirerek, tutukluluğunun siyasi bir süreçle ilişkilendirildiğini vurguladı.

Mektubunda Türkiye’nin siyasi ve hukuki çelişkelerini vurgulayan Şahan, genç siyasetçilerin, belediye başkanlarının ve yerel demokrasiden doğan değişim taleplerinin baskı altında olduğuna dikkat çekti.

Resul Emrah Şahan’ın Mesajı

Tarih: 19 Ocak 2026

Şahan’ın “açık mektup” şeklinde ilettiği mektubun tamamını aşağıda bulabilirsiniz:

“Ben Resul Emrah Şahan.

2024 yerel seçimlerinde Şişli halkının seçtiği, iradesiyle belirlediği bir belediye başkanı olarak, Şişli’ye ve İstanbul’a karşı sorumluluklarımın bilinciyle; vicdanı yaralayan bazı gerçekleri hatırlatmak istiyorum.

Hakikati ve hafızamızı canlı tutmamız gerektiğinin farkındayım. Bu yüzden şununla başlayalım:

Beni şafak vakti gözaltına alınalı 10 aydan fazla bir süre geçti.

23 Mart 2025’te tutuklandım.

Şişli Belediyesine kayyım atandı.

Hakkımdaki suçlama açık:

“Terör örgütüne yardım etmek.”

Peki bu suçlamayı destekleyen kanıt nedir?

Gizli tanıkların ifadeleri.

Ve iki siyasi partinin seçim ittifakı kararının suç olarak kabul edilmesi.

Şu tablo içerisinde, Ahmet Özer’in serbest bırakılmasından sonra beklerken, Eylül 2025’te, İBB İddianamesine son dakikada eklenerek ikinci kez tutuklanmam —bu kez müteahhitlerden alınan aceleci ifadelerle— yaşanan sürecin aslında hukuki değil, siyasi olduğunu bir kez daha gösterdi.

“Yedek tutuklama” adli sürecin geldiği aşamayı net bir şekilde gösterdi.

Sevgili dostlar;

Türkiye’nin 100 yıl süren demokratik mücadelesi pek çok zorluğa rağmen devam etti.

Bulunduğumuz dönem ise büyük bir sınavın eşiğini işaret ediyor.

Ülkenin ortak hafızası; farklı siyasi ve ahlaki kaynaklardan beslenen ancak aynı vicdanla buluşan sözleri içinde saklar.

Büyük yazar Yaşar Kemal’in ifade ettiği gibi:

“Bu ülke insanlık tarihinde çok uzun yaşamaya, hem de onurlu bir şekilde yaşamaya layıktır.”

Bingöl’e hizmet etmiş, terör nedeniyle bu topraklarda kan dökmüş Milliyetçi Hareket Partili Belediye Başkanı Hikmet Tekin’in,

“Binlerce can verdik, bu yüce vatan toprağına bir Hikmet Tekin daha verseniz ne çıkar” sözleri; bu vatanın bedelini ve milletin haysiyetini hepimizin yeniden hatırlatır.

Refah Partisi geleneğinden gelen ve birlik içinde mücadeleyi savunan Fethullah Erbaş’ın basit ama etkileyici cümlesi de aynı gerçeği yansıtır:

“Ne Türk Kürt’süz, ne Kürt Türk’süz yapabilir.”

Devletin bekasını ve milletin haysiyetini koruyan şey; bu sorumluluk duygusu, bu adalete olan inanç ve bu bir arada yaşama kararlılığıdır.

Şu an İstanbul’un kalbinde, Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı ilçede, sevdiğim Şişli’de kayyum bulunuyor. Vicdanım bunu kabul etmiyor.

Hukuk dilinin sınırlarını, cetvelle değil; beka hissiyle çizildiği bugünlerde, “Batı illerindeki Kürtler” ifadesini kullanarak ayrımcılığı tekrar üreten tehlikeli bir sınırdayız.

Değişim vaat eden CHP’nin yola çıkarken oluşturduğu Türkiye İttifakı siyasetinin terörle bağdaştırılması gibi derin bir hukuki çelişkiyle karşı karşıyayız.

Büyük bir siyasi kuraklık içindeyiz bugün.

Bu karanlığa umut olacak genç siyasetçilerin, belediye başkanlarının, yerel demokrasiden doğan değişim taleplerinin kökünü kurutmaya çalışan bir karanlıkla burun buruna gelmiş durumdayız.

İşte bu karanlığa karşı hatırlamamız gereken şey; birbirimizi suçlamak değil, birbirimizin haklarını savunmaktır.

Çünkü demokrasi sadece seçim gününde değil; milletin iradesine sahip çıkıldığı her gün vardır.

(NÖ)