Sonica İstanbul: Türk sanatçılar için uluslararası sahnede daha görünür olmalarını sağlayacak önemli bir zemin

Sonica İstanbul: Türk sanatçılar için uluslararası sahnede daha görünür olmalarını sağlayacak önemli bir zemin

“`html

1 Ekim itibarıyla kapılarını açan Sonica İstanbul, dinamik bir yeni medya ve müzik festivali olarak şehre yeni bir soluk getiriyor. Hande Şekerciler ve Arda Yalkın’ın kurduğu Piksel.Creative Solutions tarafından düzenlenen bu festival, Babylon’da gerçekleştiriliyor. Sonica, ikilinin sunduğu festivallerden biri olarak dikkat çekiyor. Hande ve Arda ile sanatı, festival organizasyonlarını ve yapay zeka ile sanatın kesişimini konuştuk.

Hande Şekerciler ve Arda Yalkın, dijital sanat ile geleneksel sanatı harmanlayan ha:ar adlı oluşumun kurucularıdır. Her projeleriyle bulundukları yer, sanatın doğası ve düşünce biçimlerimizi sorgulatan bir derinlik sunuyorlar. İstanbul’a kazandırdıkları üç “yeni medya” festivali var: Noise Media Art, Sonica Istanbul ve Ars Electronica. Noise Media Art bu yıl üçüncüsünü kutlarken, Sonica İstanbul ilk kez sahne alıyor. Festival, British Council desteğiyle 1-4 Ekim tarihlerinde Babylon’da gerçekleşecek.

Onların daha önceki projelerine duyduğumuz hayranlık bir tarafa, şehre yeni kaliteli ve özgün festivaller kazandırmaları nedeniyle kendilerine olan tutkumuz daha da artıyor. Tüm bu çerçevede, onlarla keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

-Sonica İstanbul hakkında neler söyleyeceksiniz, bu festivalde neler yaşayacağız?

Hande: Sonica, 2012’den beri İskoçya merkezli Cryptic tarafından düzenlenen uluslararası bir festivaldir. Müzik, performans ve görselliği bir araya getiren bir odak noktası var; bu nedenle hem tanınmış sanatçılara hem de genç üreticilere yer veriyor. Farklı şehirlerdeki edisyonlarıyla küresel bir ağ oluşturmayı hedefliyoruz.

Sonica İstanbul Çerçevesinde için Türkiye’de uzun zamandır ihmal edilen sonik ve performans sanatlarına bir alan açıyor. Sesin ve performansın mekanlarla ve izleyicilerle olan etkileşimine vurgu yaparak, izleyiciyi pasif bereketin dışına çıkarıyor. Sonica İstanbul, bu katılımcı yaklaşımıyla çok katmanlı bir deneyim sunuyor.

Arda: Bu yıl Sonica İstanbul’un daha minik bir bölümü İstanbul’a taşınıyor. 1-4 Ekim 2025 tarihlerinde Babylon’da gerçekleşecek olan programda, Rival Consoles, Halina Rice, TAAHLIAH, Robbie Thomson gibi isimler sahne alacak. Bu etkinlik, bizim için bir ilk adım; Sonica İstanbul’u geniş kitlelere ulaştırabilmeyi umuyoruz. Birleşik Krallık’ta da etkinlik alanımızı genişletmeye devam edeceğiz ve Sonica, Türk sanatçılar için önemli bir görünürlük sağlıyor.

-Yakın zamanda düzenlediğiniz Noise Art deneyimini Sonica İstanbul’a nasıl yansıtacaksınız?

Hande: Noise Art, bizim için sadece bir sergi değil, Türkiye’de medya sanatının ekosistemini oluşturma çabamızın bir parçasıdır. Üçüncü edisyonumuzu gerçekleştirdiğimiz bu etkinlikte, İstanbul’daki 20’den fazla galeri, inisiyatif ve stüdyoyu bir araya getirdik. Gelen yoğun ilgi, bu alana ne kadar ihtiyaç olduğunu kanıtlar nitelikteydi. İzleyicilerin, sanatçılar ve kurumlar arasında aktif bir etkileşim sağladığı, zorluklar yaratan ama aynı zamanda yaratım için somut alan sunan bir deneyim oldu.

Arda: Noise Art’ın en büyük getirisi, farklı bölgelerden sanatçılar ve kurumlarla kurduğumuz bağlardır. Bu ilişkiler etkinlik ile sınırlı kalmayıp, uluslararası işbirliklerine dönüşüyor. Ars Electronica, Sonica gibi festivallerin yanı sıra Türkiye’deki önemli kurumların da bu bağlantılara katılması bizi destekliyor. Sonica İstanbul da aynı açık fikirli yaklaşımı sürdürerek, İstanbul’daki izleyicilere farklı deneyimler sunmayı hedefliyor.

Sonica İstanbul Festivalinden Bir Görüntü

-ha:ar olarak sanat ve teknoloji etkileşimi içinde yer alıyorsunuz. Bu yaklaşımınızı etkinliklerin görsel ve deneyim tasarımına nasıl yansıtıyorsunuz?

Hande: Tasarım, bizim süreçlerimizin sadece bir parçası. Gerçekleştirdiğimiz her etkinlik —sergi alanı, program, sanatçı seçimi gibi— sanatçı olarak düşünerek planladığımız aşamalardır. Noise, Sonica, Ars Electronica gibi etkinlikler de sanatsal bakış açımızın bir uzantısı. Elbette eksikliklerimiz mevcut, Türkiye zor bir coğrafya ama her seferinde yeni öğrenimler elde ediyoruz. Bu öğrenim süreci, işin en kıymetli kısmı.

Arda: ha:ar pratiğimizde teknoloji ile sanatın birleştiği projelerde edindiğimiz deneyim, organizasyonel süreçlerimize de doğrudan yansıyor. Noise veya Sonica gibi etkinlikleri bir “etkinlik tasarımı” olarak görmektense, bütünsel bir sanatsal yaklaşım olarak değerlendiriyoruz. Kullanılan teknolojilerin, izleyici deneyimi göz önünde bulundurularak tasarlanması bizim için değerlidir. Eksikliklerimiz olsa da hedefimiz her seferinde daha fazla öğrenip, sanatı daha kapsayıcı hale getirmektir.

-Sonica’da yer alacak sanatçıları seçerken hangi kriterlere dikkat ettiniz?

Arda: Seçim sürecimizi festivalin kurucusu Cathie Boyd ile yürüttük. Amacımız Türk, İskoç ve Birleşik Krallık’tan sanatçıların aynı platformda buluşabileceği, farklı coğrafyaların etkisinin hissedildiği ve Sonica’nın ruhunu yansıtan bir program oluşturmaktı. Elbette Sonica zamanla daha fazla içeriği kapsamayı da hedefliyor.

-Etkinliklerde kullanılan teknolojilerin çevresel etkilerini azaltma konusunda bir stratejiniz var mı?

Hande: Bu konu bizim için oldukça önemli. Bu yıl tüm etkinliklerimizde tekrar kullanılabilen malzemeleri tercih ettik. Noise’un mekan tasarımında da daha sürdürülebilir olmayı amaçladık.

Arda: Sonica ve Ars Electronica gibi uluslararası organizasyonlar çevresel sorumlulukları üstleniyor ve biz de bu kurallara uyum sağlamak zorundayız. Noise ise daha yeni bir yapı ama burada da öğrenerek ve bilinçli adımlar atarak ilerliyoruz. Uzun vadede, yerel üretimle uluslararası standartları uyumlu hale getirerek çevresel etkimizin en aza indirilmiş bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz.

-Gelecek festivalleriniz var mı?

Hande: En yakını Ars Electronica İstanbul; 21-28 Ekim tarihlerinde Zorlu PSM’de gerçekleşecek. Bu kapsamlı deneyim, medya sanatının sadece ekrandan ibaret olmadığını, heykel ve interaktif enstalasyonlarla daha geniş bir bakış açısı sunmayı hedefliyor.

Arda: Noise Media Art ise bu yıl itibarıyla Birleşik Krallık merkezli bir yapıya dönüşecek. Şuan o yapıyı oluşturmak için çalışıyoruz. Bir aksilik olmazsa, Sonica ve Ars Electronica’nın 2026 edisyonlarını devam ettirerek, medya sanatı için kalıcı bir ağ kurmayı amaçlıyoruz.

-Hande Hanım, klasik heykel alanındaki eğitiminiz, günümüz sanat organizasyonlarınızda nasıl bir etki oluşturuyor?

Hande: Klasik heykel eğitimi, benim için bir temel yaratıyor. Form, oran ve malzeme ile mekân ilişkisini derinlemesine anlayabiliyorum; tarihte sanatın nasıl anlatılar oluşturduğunu görmemi sağlıyor. Rönesans etkileri, bana insan merkezli bir bakış açısıyla bu anlatıları yeniden düşünme fırsatı sunuyor.

Teknolojiyle çalışırken bu geçmiş bilgiyi bir yük değil, bir referans noktası olarak değerlendiriyorum. Noise Media Art ve Sonica İstanbul için, teknik kürasyon metodolojisi daha çok vizyon oluşturmaya ve ekiplerle iş birliğine dayalı oluyor. Form ve estetik önemlidir, ancak asıl odak, sanatın toplumsal iletişimidir. Her iki alanda da izleyiciyi dönüştürme gücü, onların ortak paydasıdır. Klasik geleneğin disiplinleri, günümüz teknolojisiyle olan ilişkilerimi daha sağlam kılmaktadır.

-Ecstasy gibi çalışmalarınızda öne çıkan form ve “saflaşma” teması sanatçı ve izleyici etkileşimi açısından önem taşıyor mu?

Hande: Heykelsi pratiğimde, her zaman beden ve onun dönüştürücü kapasitesine odaklanmış durumdayım. Ecstasy gibi çalışmalarım, izleyiciyle doğrudan etkileşim kuran eserlerdir; fiziksel varlıkları ve formları üzerinden estetik ve duygusal bir deneyim sunuyor.

Noise Media Art ve Sonica İstanbul gibi etkinliklerde bu yaklaşım farklı şekillerde tezahür etmekte. Önemli olan, sadece eserleri göstermek değil, aynı zamanda izleyici ile bu eserler arasında etkileşim alanları oluşturmak. Teknolojik sanat, doğası gereği interaktivite ve deneyimi barındırıyor; ancak ben klasik form bilgisinden hareket eden bir sanatçı olarak, bunun duygusal bir ilişkiye dönüşmesini önemsiyorum. Festival tasarımındaki mekân düzeni, izleyicide heykelsi bir bütünlük ve derinlik oluşturmalıdır. İzleyicinin “görme” eyleminden ziyade “hissetmesi” ve “etkilenmesi” festval kurgusunun merkezindedir.

Ecstasy Serisi
Ecstasy serisinden bir heykel

Hande: Benim açımdan oldukça öznel bir deneyim. Normalde bir sanatçı olarak işlerimi sergilediğimde izleyici ile ilişkim sınırlı kalıyor; tamamen işin galeri ortamında bırakıyorum. Ancak, bizim etkinliklerimizde, hem sanatçı kimliği taşımak hem de organizasyondaki rolleri yürütmek, sürecin daha derinlemesine gözlemlenmesine olanak tanıyor.

İzleyicinin bir eserle etkileşimi; yüzlerinde oluşan şaşkınlık veya uzun süre bir enstalasyon içinde kalmaları, bu süreçte çok değerli geri dönüşler sağlıyor. Bu tepkiler, sanatın potansiyelini hatırlatıyor. Özellikle medya sanatında, izleyicinin yalnızca pasif bir gözlemci olmaktan çok deneyimin bir parçası olduğunu görmek çok anlamlı.

Bu gözlemler bazen sonraki projelerimizin tasarımına da ilham kaynağı oluyor ve izleyici ile edinilen bu doğrudan temas, yeni işlerimizin şekillenmesinde rehberlik ediyor.

-Sanatçı ve yönetici rollerine nasıl adapte oldunuz?

Hande: Başlangıçta zorlayıcıydı, çünkü sanatçı derinleşebilmek ve sessiz kalabilmek istiyor. Yöneticilik ise anda hız ve koordinasyon gerektiriyor. Fakat zamanla bu iki rolün birbirini nasıl beslediğini gördüm. Sanatçı bakış açısıyla etkinliklerin estetik bütünlüğüne odaklanırken, yönetici olarak da sanatçıların ihtiyaçlarını daha iyi anlayabiliyorum. Noise Media Art, Sonica İstanbul ve Ars Electronica İstanbul gibi büyük projelerde bu çift bakış açısı bana denge sağlıyor. Yorucu ama son derece öğretici bir süreç ve bu, hem sanatsal pratiğimi hem de organizasyonel yeteneklerimi geliştiriyor.

-Arda Bey, geçtiğimiz günlerde izleyiciyi provoke etmeyi sevdiğinizi belirttiniz. Bu, organizasyonunuzda da kendini gösteriyor mu, seçilen eserlerin kışkırtıcı olmasına karşı bir yaklaşımınız var mı?

Arda: Müzik kökenli bir geçmişim var; rock’n’roll’dan sahne teknolojilerine uzanan bir yolculuğa sahibim. Kitle kültürüyle, medya ile ve izleyiciyle doğrudan etkileşim içinde çalıştım. Bu yüzden provokasyon, benim için bir yöntemden çok, izleyiciyle kurulan doğrudan ve sarsıcı bir bağın aracıdır. Noise Media Art, Sonica İstanbul ve Ars Electronica İstanbul’da bu bakış açısını korumaya çalışıyoruz. Seçtiğimiz eserlerin estetik yanlarının yanı sıra mutlaka bir soru, tartışma veya dert barındırmasını istiyoruz; çünkü medya sanatı hem izleyiciyi sarsmalı, hem de alışılmadık algılar sunmalıdır.

Bugünün dili kesinlikle teknoloji. Şirketler, devletler ve kurumlar, bu dili kullanarak iletişim kuruyor, analiz yapıyor ve sınıflandırmalar oluşturuyor. Sanatın da bu dili kullanması kaçınılmaz. Bizim niyetimiz, bu dili yalnızca bir araç olarak değil; aynı zamanda eleştirel ve dönüştürücü bir ifade biçimi olarak kullanmak. Bu bağlamda provoke etmek, izleyiciyi kırmak değil; ona bu yeni dil üzerinden farklı bir bilinç düzeyi sunmayı hedefliyoruz.

-Reklam, popüler kültür ve medya analizi üzerine kurulu sanat pratiğinizden, yapay zekânın kitleleri etkileme yetisi üzerine düşünceleriniz nedir?

Arda: İlgi alanım, popüler kültür tarafından üretilen imgelerin sayısız etkisi etrafında şekillendirildi ve bu imgeler, insanların düşünce biçimlerini ve davranışlarını etkileyen güçlü dillerdir. Sanat pratiğim, bu dilin derinlerine ulaşarak sorgulayıcı sorular üretme üzerine kurulu.

Yapay zeka, bu dilin tarih boyunca var olan en sofistike ve gizli halini sunuyor. Artık yalnızca neyi tükettiğimizi değil, düşündüğümüzü ve hissettiğimizi yönlendirme ihtimali söz konusu. Bu, şirketler ve devletler için muazzam bir güç, fakat toplumsal açıdan ciddi riskler de taşıyor. Hayatımız giderek daha fazla algoritmalar ve çeşitli teknolojilerle denetleniyor; ancak insanlığın çok azı onların işleyişini tam olarak anlayabiliyor. Eğer bu güçle baş edebilmek veya onu değiştirebilmek istiyorsak, bu sistemleri öğrenmek ve anlamak zorundayız.

İnsanlık tarihinde ilk defa düşünme işini bir teknolojiye hava edildik. Daha önce geliştirdiğimiz araçlar, fiziksel olarak ilerlememizi sağlıyordu: daha hızlı, daha güçlü ve daha yüksek. Şimdi ise hafıza, analiz ve karar vermek gibi zihinsel yeteneklerimizi de makinelerle paylaşmaya başladık. Açıkçası gelecekte bunun nereye varacağını kimse tam olarak kestiremiyor; tahminler birbirine benziyor. İnsan yerine düşünen bir makina fikri, benim için hem büyüleyici hem de korkutucu. Yapay zeka, yerimizi alan bir otorite değil; yaratıcılığımızı ve düşünsel sınırlarımızı genişleten bir ortağımızdır.

Sonica İstanbul İle Yapay Zeka

-Yapay zeka, günümüz dünyasını nasıl şekillendiriyor sizce?

Hande: Yapay zeka, sadece üretim süreçlerini değil, aynı zamanda bilgiye erişim yöntemlerimizi de dönüştürüyor. Bugün internet üzerinde karşılaştığımız birçok içerik, sentetik ve algoritmalar tarafından yeniden üretilmiş durumdadır. Bu durum, gerçek ile kurgu arasındaki sınırları bulanıklaştırmakta ve gerçekliği sorgulatmaktadır. Sanat bağlamında bu, yeni ifade alanları açtığı gibi bir etik sorumluluğuyla da gelir; artık sadece estetik değil, kimlerin görünür kılındığı, kimlerin susturulduğu da sanatın gündeminde olmalıdır.

Arda: Tarih boyunca birçok devlet, pratikte olmasa da halkın çıkarına hizmet etmesi için tasarlandı. Ancak şirketlerde böyle bir ilke yok; temel hedef kâr elde etmek ve gücü elinde tutmaktır. Karar vericiler genellikle bir CEO ve birkaç üst yönetimden ibaret. Bugün algoritmaların ve yapay zeka sistemlerinin işleyişine dair karar verme yetkisi bu sınırlı kadroya ait. Bu durum, yeni bir tür tekno-feodal düzen oluşturuyor: verilerin “toprak” olduğu ve şirketlerin bunu bir feodalizmin parçası olarak yönetme çabası. Eğer toplumun bu yapısının şeffaflığı ve sorumluluğu tartışılmazsa, yapay zekanın hızlandırdığı bir eşitsizlik ve otoriterleşme süreci ortaya çıkabilir.

-AI ile üretilen görsellerin artışı, “el emeği” ve “ustalık” algısını nasıl dönüştürüyor?

Hande: Yapay zekâ bazen “el emeği”ni devre dışı bırakabiliyor veya önemini azaltabiliyor. Ancak sanatta ‘emek’ her zaman merkezi bir unsur olmalıdır. Bizim değerlendirme kriterimiz, bir eser yapay zeka gücüne bağımlı kalmadığında geriye ne kaldığıdır. Eğer hala duygu, fikir ya da derinlik mevcutsa, o iş değerlidir. Emeğin anlamı yalnızca kullanılan malzemedeki yoğunlukla değil, ardında yatan düşsel derinlikle ile alakalıdır.

Arda: Bu nedenle ustalık, artık sadece teknik beceride değil, o tekniği ne amaçlarla kullandığınızda da belirginleşiyor. Yapay zeka bir aracı kolaylaştırabilir, hızlandırabilir; fakat düşünce, bağlam ve niyetin yerini alamaz. Asıl nokta, teknoloji aracılığıyla ne anlattığınız ve izleyicide nasıl bir iz bıraktığınızdır. Böylelikle, ustalık kavramı artık el ile yapılan işlerden zihinsel niyet ve yaratıcılığa doğru evrilecektir.

-Yapay zeka ile üretilen içeriklerin etik sorunları sizce nelerdir?

Hande: Burada en önemli nokta şeffaflık. Eğer bir eser AI ile üretilmişse, bunun nasıl üretildiği, hangi verilerle beslendiği ve hangi kültürel kodları taşıdığı mutlaka belirtilmelidir. Aksi halde sanatın eleştirel yönü zayıflar. Ayrıca, veri setlerindeki önyargıların yeniden üretilmesi gibi bir risk de vardır.

Arda: Önemli bir nokta da işin bir deneyim mi yoksa manipülasyon mu olduğudur. Çünkü yapay zeka kolayca duyguları yönlendirebilir. Burada niyet ve bağlam belirleyicidir. Temel ilkemiz şu: teknoloji işin içinden çıkınca geriye hala bir fikir, duygu veya anlam kalıyor mu? Eğer kalıyorsa o iş değerlidir; aksi takdirde yalnızca boş bir gösteriden ibaret olur.

Buna ek olarak, günümüzde AI’ın kendi ürettiği içeriklerle beslenip, “autophagy disorder” veya “model collapse” riski oluşturması söz konusudur. Bu döngü, sistemin giderek daha fazla sentetik veriyle beslenip özgünlükten uzaklaşmasına neden olan bir çürüme süreci yaratmaktadır. Sanatsal bağlamda, yalnızca yapay zekânın ürettiği fikirlere dayanan eserler, zamanla insan duygularından kopacak, yüzeysel bir estetik anlayışına doğru evrilecektir. Sanatın temel yapısında ise, insan deneyimi, emek ve duygu hâlâ var olmaya devam ediyor. Bu nedenle etik sorumluluk, sadece şeffaflıkla değil, aynı zamanda sanatsal alanın insani yönlerini koruma çabası ile de çerçevelenmelidir.

-Gelecekte medya sanatı insan merkezli mi olacak, yoksa insan ve yapay zeka eşit yaratıcı ortaklar mı haline gelecek?

Hande: Gelecekte de insan merkezde kalacak. Yapay zeka etkili bir araç olarak çalışıyor; ancak sanatın özünde insana ait olan duygu, sezgi ve deneyim duruyor. Sanat, sadece üretim yöntemiyle değil, izleyiciyle kurduğu ilişkiyle de tanımlanır. Bu bağı kuran şey, insanın kırılganlıkları ve duygularıdır. AI bu süreci zenginleştirirken, merkezdeki özne yine insan kalacaktır. Çünkü sanat, duygusal bir ihtiyaçtan doğar ve bu ihtiyacı makineler hissetmez.

Arda: İnsan ile yapay zekânın eşit yaratıcı ortaklar olacağı yönünde düşünmüyorum. Tüm teknolojiler insan ihtiyaçlarına hizmet eden araçlar geliştirdi; yapay zeka da bu bağlamda farklı değildir. Ancak şu an, insanlığın ilk kere düşünme işini bir makineye bıraktığı bir dönemdesiniz. Bu, insan yaratıcılığını dışlamak anlamına gelmiyor; sanatın özü, her zaman insana ait karar verme mevcudiyetinde kalmalıdır. Yapay zeka, insan zihin sınırlarını genişleten bir yaratıcılık unsuru olabilir, fakat bağımsız bir özne olamaz. Çünkü sanatın kalitesini belirleyen faktörler yalnızca teknik veya estetik değil, tarihsel, kültürel ve duygusal bağlamda da etkilidir. Bu bağlam, makineler tarafından üretilmez. Dolayısıyla yapay zeka bizimle birlikte çalışabilir; fakat anlamı tanımlayan her zaman insan olacaktır. Ancak yapay zekanın ve teknolojik yeniliklerin getirdiği yeni olanaklarla, sanat ve izleyici kavramlarının dönüşeceğini düşünüyorum. Sanatın sunum biçimleri, üretim yöntemleri ve sanatçı-izleyici arasındaki sınırlar değişiyor; bu değişim gelecek yıllarda hız kesmeden devam edecektir.

 

 

“`

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir